Zillet Olmak Ne Demek?
Bir Sabah ve Terk Edilmişlik Hissi
Kayseri’nin sokakları sabahın erken saatlerinde her zaman biraz daha sessizdir. Soğuk, kuru hava ve güneşin henüz doğmamış olması, şehrin kışa hazırlanan kalbine dokunan bir sessizlik yaratır. O sabah, her şey bana biraz daha ağır geliyordu. İçimdeki fırtına sanki başımı döndürüyor, bir anda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair korkular beni sarhoş ediyordu.
Kahvaltı hazırlarken ellerim titriyordu. Çaydanlıkta kaynayan suyun sesi bir türlü içimi ısıtamıyordu. Birkaç gün önce, ne olursa olsun, her şeyin yoluna gireceğini düşünmüştüm. Ama işte, hayatımda bir dönüm noktasına gelmiştim ve bu, her şeyin sonu gibiydi. Kafamda dolanan bir düşünce vardı: Zillet olmak ne demek?
Zillet, bazen insanın kendini değersiz hissetmesiyle tanımlanabilir. Bazen de karşına çıkan insanların seni bir kenara atmasıyla… Ama ne olursa olsun, bir insan zillet olmadan, kendisini en dipte hissetmeden gerçekten kendini tanıyabilir mi?
Duygularımı ya da düşüncelerimi kimseyle paylaşma alışkanlığım yoktu. Günlüklerim hep benim için oldu, ama bu sabah içimde patlayan bu boşlukla birlikte, her şeyi dışarıya vurma ihtiyacı hissettim. Bir çırpıda yazdım her şeyi. Bir de baktım, yavaşça içimden kaybolan bir rahatlama duygusu geldi. Ama rahatlamam sadece anlık bir duygu; çünkü zillet, beni olduğu kadar, diğer insanları da çok derinden etkiliyor.
Aşk ve Zillet Arasında Bir Yerde
Geceyi sabaha bağlarken, günün sonuna doğru işler iyice karmaşıklaşmaya başladı. Birlikte olmayı çok istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim bir ilişkide, son bir umutla karşılaştım. Yavaşça birbirimize yaklaşırken, o anki kalp çırpıntıları, karışık duygular bir arada yükseliyordu. Her şeyin doğru olduğunu düşündüğün bir anda, her şeyin yanlış olabileceğini nasıl kabul edebilirsin?
Birini sevmek, bazen en zor ve karmaşık iş olabilir. Birini gerçekten severken, o kişinin seni bir kenara atması, seni değersiz görmesi ve seni yok sayması, insanı bir hiç gibi hissettirebilir. Zillet, işte tam da burada başlar. Sevdiğin kişiye göre, sen sadece bir arka planda duran, kıymeti olmayan bir insansındır. O an ne kadar değerli olduğun, seni gözlerinin içine bakarak söyleyen kişi tarafından belirlenir.
Bir aşkın peşinden koşarken, o aşk seni bir kenara atarsa, silip atarsa, işte bu sana zillet olma duygusunu yaşatır. Ve sen, senin değerinin bile farkına varmayan o insanın sana ihtiyacı olmayışı, her şeyin çökmesine neden olur. Bunu içimde hissettikçe, burnumun direği sızlamaya başlıyor.
Kaybolan Bir Gelecek
Zillet olmak sadece bir ilişkiyle alakalı değildir. İnsan bazen, hayatındaki tüm planlarının ve hayallerinin kaybolduğunu düşünür. Gerçekten de, ne kadar mücadele edersen et, her şeyin kaybolduğu ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı düşüncesi seni her geçen gün biraz daha derinden sarar. O sabah, saatlerce yürüdüm. Dışarıda soğuk ve yalnızdım. Kafamda en çok çalan şey, yaşadığım hayal kırıklığıydı.
Gece boyunca yapmadığım tek şey, geriye bakmaktı. Kaybolan her şeyin ardından, aslında insanın kendisini yeniden keşfetmesi gerekir. Ama o keşif bile seni daha da kırar. O yüzden, bir an dahi olsa, bu yolun sonunda nereye varacağımı görmek istedim. Ama o yolun, beni nereye götüreceği hâlâ belirsizdi.
Bir şey vardı, bir his… Kaybolmuş, terk edilmiş, değersiz kalmış bir ruh gibi. Yavaşça içimde büyüyen bir boşluk, tüm umutlarımı silip atıyordu. Zillet olmak sadece bir kelime değil, bir hissiyat haline gelmişti. Herkesin seni bir kenara ittiği, yalnızca senin bir insan gibi var olmayı başaramadığın bir dünyada, aslında bir şeyin peşinden gitmek, seni ne kadar kırabilir?
Değersizleşme: Zillet Olmak
Bazen gerçekten de her şeyin anlamı yokmuş gibi hissedersiniz. Hani hayatta kalmak için bir sebep ararken, o sebeplerin aslında sana ait olmayan bir dünyada kaybolduğunu fark edersin.
Birinin seni küçük görmesi, senin aslında çok değerli olduğunu düşündüğün şeylerin başkalarına ne kadar önemsiz gelmesi, zamanla seni değersiz hissettirebilir. Sonra bir bakarsın, seni kimse hatırlamıyor, kimse sana değer vermiyor. En sevdiklerin bile seni bir kenara koyuyor, bir zillet gibi gözlerinde görüyorsun.
Ama asıl soru şu: Bir insan, kendini zillet gibi hissettikçe, gerçekten kaybolur mu? Yoksa daha çok kendini keşfeder mi?
Bunu düşünmek, kalbimdeki o boşlukla bir mücadeleye dönüşüyor. Her şeyin kaybolmuş hissiyle içimi kaybediyorum. Ama bir yandan da, belki de bu kaybolmuşluk, bir başlangıçtır. Belki de ben, o eski halimi geride bırakıp, kendimi yeniden inşa edeceğim. Zillet olmak, bazen insanı kaybolmuş hissettirir; ama kaybolan sadece eski hali ve eski dünyasıdır.
Sonuç: Bir Anlam Bulmak
Zillet olmak, bazen hayal kırıklığının en derin halidir. Kendi içimizde yaşadığımız bir boşluktur. Ama en sonunda, en karanlık yerlerden bile bir ışık çıkabilir. Belki de her kayboluş, yeni bir başlangıçtır. Bu yazıyı yazarken, aslında biraz daha anlam buluyorum. İçimdeki duyguları dökerken, kaybolan her şeyin yerine, yepyeni bir şeyin var olabileceğini fark ediyorum.
Zillet, bir şekilde herkese dokunur. Ama o dokunuş, insanı güçlü kılmak için bir fırsata dönüşebilir.