Kontil kıl kurdunu geçirir mi? İzmir’de bir çay, bir şüphe ve fazla düşünmenin anatomisi
Bazı konular vardır, insanın hayatına büyük bir kriz gibi girmez ama zihninin arka odasında küçük bir alarm lambası yakar. “Kontil kıl kurdunu geçirir mi?” sorusu da bende tam olarak böyle bir etki yaptı.
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Günün çoğu normal akıyor: iş, kahve, arkadaş muhabbeti, sahil yürüyüşü… Ama sonra bir arkadaş ortamında biri “ya çocukta kıl kurdu çıktı” deyince, sohbet bir anda sessizleşiyor ve ben içimden şunu diyorum: “Tamam… bu konu büyür.”
Çünkü bazı sağlık meseleleri vardır, kimse yüksek sesle konuşmak istemez ama herkes gizlice Google’a yazmıştır. İşte “Kontil kıl kurdunu geçirir mi?” sorusu tam da bu kategoride.
Bir akşam yemeğinde başlayan içsel panik
Geçen gün arkadaşlarla Alsancak’ta oturuyoruz. Masa dolu: patates kızartması, kola, bol kahkaha… Her şey normal.
Derken biri dedi ki:
“Ya bizim evde küçük çocukta kıl kurdu çıktı.”
O an masa ikiye ayrıldı: Bir grup “geçmiş olsun” moduna geçti, ben ise iç sesimde Google sekmesini açtım bile.
“Kıl kurdu mu? O neydi? Nereden geliyor? Biz şimdi bu masada güvenli miyiz?”
İşte insan zihni böyle çalışıyor. Tehlike gerçek olmasa bile merak hemen alarm veriyor.
Ve tam o anda o meşhur soru kafamda belirdi: Kontil kıl kurdunu geçirir mi?
Kontil kıl kurdunu geçirir mi? Temel meseleye sakin yaklaşmaya çalışma girişimi
Önce şunu dürüstçe kabul edelim: Bu soruyu kimse “keyif olsun” diye sormaz. Genelde bir şüphe, bir doktor önerisi ya da internetten yarım okunmuş bir bilgi sonrası gelir.
Kontil, toplumda genelde bağırsak parazitleri için kullanılan bir ilaç olarak bilinir. Özellikle kıl kurdu gibi yaygın görülen parazitlerle ilişkilendirilir.
Ama işin ilginç tarafı şu: İnsanlar bu konuyu konuşurken bile sesini biraz düşürür. Sanki parazitler duyacakmış gibi…
Ben bile kendi kendime düşünürken fark ettim:
“Tamam, bu bilgi önemli ama neden bu kadar dramatik hissediyorum?”
İzmir usulü aşırı düşünme sendromu
İzmir’de büyüyen biri olarak şunu fark ettim: Bizde bir şey duyuldu mu önce şaka yapılır, sonra ciddiye binilir, sonra Google’a bakılır.
Benim süreç ise şöyle işliyor:
1. Duyarım
2. Gülerim
3. İçten içe ciddiye alırım
4. “Kontil kıl kurdunu geçirir mi?” diye aratırım
5. Kendimi doktor gibi hissederim
Ve bu döngü bazen gereksiz yere uzun sürer.
Bir ara kendime dedim ki:
“Sen neden sağlık konularında Sherlock Holmes’a bağlı bir amatör dedektif gibi davranıyorsun?”
Kıl kurdu meselesi neden bu kadar konuşulmaz ama çok bilinir?
İnsan garip bir şekilde bazı sağlık konularını bilir ama konuşmaz. Kıl kurdu da bunlardan biri.
Herkes duymuştur ama kimse masada açmak istemez. Çünkü konu biraz… rahatsız edici. Ama bir yandan da oldukça yaygın.
Ve işte bu yüzden “Kontil kıl kurdunu geçirir mi?” sorusu aslında sadece bir ilaç sorusu değil, aynı zamanda bir rahatlama arayışı.
Çünkü insan şunu bilmek istiyor:
“Ben yalnız değilim ve bu çözülebilir bir şey mi?”
Arkadaş grubu dinamikleri ve gereksiz cesaret
Bir arkadaşım var, her sağlık konusunu sanki savaş hikâyesi anlatır gibi anlatır.
Dedi ki bir gün:
“Kardeşim bu iş basit, Kontil içiyorsun bitiyor.”
Ben de iç sesimle cevap verdim:
“Keşke hayat her zaman ‘iç ve bitsin’ kadar basit olsa…”
Ama insan ister istemez rahatlıyor. Çünkü netlik iyi bir şey.
İç sesin gereksiz dramatikliği
Bazen düşünüyorum: Ben mi fazla düşünüyorum, yoksa herkes mi az konuşuyor?
Mesela Kontil gibi bir ilaç konuşulurken bile beynim şuna gidiyor:
“Ya işe yaramazsa? Ya tekrar olursa? Ya biz burada yanlış bir şey konuşuyorsak?”
Sonra durup kendime gülüyorum.
İzmir sıcağında, sahil kenarında otururken bile beynimin küçük bir köşesi sağlık ansiklopedisi modunda çalışıyor.
Kontil kıl kurdunu geçirir mi? Gerçek hayata dönme anı
İşin özüne gelirsek, bu tür ilaçlar genelde bağırsak parazitleriyle mücadelede kullanılır. Ama burada en önemli şey, doğru tanı ve doğru kullanım.
Yani mesele sadece “bir şey içtim, geçti” kadar basit değil.
Ben bunu öğrendiğimde biraz şuna benzer bir his yaşadım:
“Demek ki Google doktorluğu her zaman yeterli değilmiş…”
Bu cümleyi kendime kurunca bile biraz ciddileştim.
Kendi kendine teşhis koyma çağı
Artık herkesin cebinde bir internet var ve bu hem harika hem tehlikeli.
Bir belirti görüyorsun, yazıyorsun ve 3 dakika içinde kendini en kötü senaryolarda buluyorsun.
Ben de bunu çok yapıyorum.
Bir gün sadece “hafif kaşıntı” hissettim, 10 dakika sonra zihnim beni bir tıbbi dram filminin içine soktu.
“Tamam… bu iş büyüdü.”
Sonra gerçek: klima kurutmuş.
Arkadaş ortamında sağlık konuşmanın tuhaf hafifliği
İnsanlar sağlık konuşurken ikiye ayrılıyor:
1. Çok rahat olanlar
2. Gereğinden fazla detay anlatanlar
Ben ikinci gruba daha yakınım.
Bir konu açıldı mı, sanki mini belgesel anlatmaya başlıyorum:
“Bak aslında bu parazitlerin yaşam döngüsü…”
Arkadaşlar:
“Kanka biz sadece Kontil soruyorduk.”
Ben:
“Evet ama bağlam önemli…”
Kontil kıl kurdunu geçirir mi? Sorudan fazlası
Bu soruya dışarıdan bakınca basit görünüyor. Ama aslında içinde bir sürü şey var:
– Endişe
– Merak
– Çözüm arayışı
– Biraz da utangaçlık
İnsanlar genelde sağlık konularını açık açık konuşmakta zorlanıyor. Ama bu tür sorular bir kapı açıyor.
Ve o kapıdan içeri girince aslında sadece bir ilaç değil, bir rahatlama arıyorsun.
Küçük bir farkındalık anı
Bir gün fark ettim ki, bu tür soruları sadece bilgi için değil, içimi rahatlatmak için soruyorum.
“Tamam, kontrol altında mı?”
İşte bu cümle bazen her şeyden daha önemli oluyor.
Gündelik hayatın içinde büyüyen küçük sağlık kaygıları
İzmir’de hayat genelde sakin akar. Deniz, güneş, kahve… Ama insan zihni sakin değil.
Bazen en sıradan şeyler bile büyür.
Bir arkadaşımın dediği gibi:
“İnsan boş kalınca doktor olur.”
Ve bu gerçekten doğru.
Ben de bazen kendimi gereksiz yere uzman gibi hissediyorum. Sonra fark ediyorum ki aslında sadece fazla düşünen biriyim.
Son düşünce: sorular bazen cevaptan daha büyüktür
“Kontil kıl kurdunu geçirir mi?” sorusu ilk bakışta teknik bir soru gibi duruyor. Ama içine biraz bakınca, insanın kontrol arayışı, endişesi ve rahatlama isteği çıkıyor.
Ve belki de mesele şu:
Her sorunun cevabı değil, o soruyu neden sorduğumuz daha önemli.
Ben bunu İzmir’de bir akşam, sahilde otururken fark ediyorum. Deniz sakin, hava sıcak, insanlar gülüyor… Ama kafanın içinde küçük bir düşünce sürekli çalışıyor.
Ve o düşünce bazen sadece şunu soruyor:
“Tamam, bu iş çözülebilir mi?”